31 Ekim 2009 Cumartesi

Hangi Zaman

Kelimeler ardındaki sırdır aslında ne görmek isterseniz onlar canlanır hayal dünyasında bazen bir kabus bazen de mutlu bir rüya aslında düşünmeden durup bakmak belki de yanlış ile doğru arasında birleştirilemeyen boşluk doğru kavramları söylenir her sözde yanlışın yeri ne zaman gerek duyarsa o an biter mi yalanlar başlamak aslında değil zor olan düzene sokmakta marifetlik yatar bunu başarabilmek sorular soran insanlara hangi dilde hangi lisanda cevap verebilir doğru ile yanlış arasında ki paralel çizgide yürür dururuz aslında farkında olmadan son kapıya geldik mi şaşar kalır aslında insanoğlu bilemez aslında ne zaman geldiğini çünkü zaman yoktur tartışmalar ki diz boyu hangi birine cevap vermeye yeter ömür dediğiniz bu kısa zamandan yoksun zamanda döner en başa olup bitenleri ölçüp tartamayız buna imkan yoktur çünkü ile bitmeyen cümleler kurulur yeniden ve yeniden başlar adına ne verdiyseniz bu zamansızlık yolculukta

27 Ekim 2009 Salı

Akşamdan bir ben kalmışım

Akşamdan bir ben kalmışım
Sudan sebeplerden
Ansızım tırmanmışım güneşe
Gölgesinde dinlendiğim ağaç
Kaç gecede saklanmalıyım
O kocaman gövdende
Ne gölge ne güneştir fayda
Kaçmak ise delicesine

26 Ekim 2009 Pazartesi

Anlatmak istesem bile

Şimdi düşünmek uzakları hadi desem de kendimce seslemek zor aslında kendime
duymak istemde engeller nasıl görmezlikten gelir nasıl karşı koyabilirim ben değilsem
eğer doğmadım belkide aslında rüyalarda yaşattım kendimi yıllarca bıkmadan usanmadan
gerçeklik kayboldu ayırt edemez artık gözlerim ne varsa durup düşünmek bazı hadiseden
bozma olayları karmaşıklık diz boyu hangi kelimenin ardından ne gelir kesritemiyor artık
ellerim yaşlılığıma vurmayın sakın yorgunluktan bitkin bakışlarım adı neydi aslında
hadi biri çıkıp söylesin bana ızdırabı mı bitirin artık kolaysa yok demenin özleni
duyar dilim hayırlara muhatacım kölesi oldum farkına varmadan faka bastım aslında
yeni bir bedende doğmayacak aslında görmeyecek bir daha donuk insanlara yardım
diye bağıyorum ne olur duyun artık sesimi sessizlik sömürdü ve bitti

24 Ekim 2009 Cumartesi

Uzun Bir İstanbul Gecesi

Uzun bir istanbul gecesi

Arka sokaklarda dolanıyorum

Kulağıma bir fahişenin bağırtısı takılıyor

Boşvermişliğe vurup yola devam ediyorum

Az ötede çıkmaz bir sokak

Tinerci çocuklar koyun koyuna

Soğuğa aldırmadan uyuyorlar

İçim çız etsede yola devam ediyorum

Cebimden bir sigara çıkarıyorum

Kibriti araken düşürdüğümü hatırlıyorum

Biraz ilerde bir dilenci para istiyor

Sigara dalını ona bırakıyorum

Kavşakta korna sesleri

Bir apartman canımda teyze ağılıyor

"Lüften yapmayın kocam hasta!"

İki damla göz yaşı döküp yola devam ediyorum

İki odalı apartman koğuşuna varıyorum

Kapı arkasındaki aynadaki benden korkuyorum

Kilitleri vurup odama yol alıyorum

Bir daha uyanmamak üzere duamı edip yastığa yorgun başımı koyuyorum

Siyahlara Bürünmüş Çocukluğum

Siyahlara bürünmüş çocukluğum

Okumayı yeni öğrenen gözlerim

Yazmayı çok önceleri unuttum

Konuşmak bilinmeyen lisanlarda

Aldatılmaktan yorgun rüyalarım

Odamda sonsuzluğa uzanan duvarlar

Seyredebilmek yolculuğumu

Yıldızlar artık çok daha uzaklarda

Sararmış hayatlarda sahte tablo

Camı kırışmış üzerinde tek adam

Bir elinde bitmeyen bir sigara

Arka yüzünde bilinmeyen bir imza

Nedir Marifet Olan

Eskimeden bulmalı onarmalıyım mezarlıkların anlamsız duruşlarını Kimleri sakladı kaç ceset var sayısını bilemediğimiz bundan mıdır hikmet denilen kavaramın gizlendiği anlam Kaç gece daha kaçmak gerek varlığımdan kaç kere daha ölmeliyim gerçeklere yaklaşmak için Geride kalanlar nerede ve nedir geçmiş aslında anlamsız mı bu sorular cehenneminden çıkmış savrulmuş beyinlere kimdi bunu yapan Şimdi diye bir kavram yok aslında ya geçmiş ya gelecek var sıkıştırmayın anıları bir kavrama anlatmak için boğulmayın sadece dinleyin duyulacak nedir ki birkaç kelime birkaç söyleşi tadında sohbet Hadi git kime diye derken kim için söylerim bu sözü kendime mi yoksa karşımda duran hayali insan topluluğuna mı? Söylenecek bir şeyler yok desek bile neden susmuyor insanoğlu konuşmak neye çözüm susmak neye çözüm ne yapmak gerek aslında bilen yok Kalabalığın boğduğu anlarda doğar güneşim çekerim kendimi anlamız gelen susmalara sonra sonrası yok aslında beklide geçmiş ve gelecek yok sadece şimdi var Karasızlık insanın kanına nufuz eden beynini kemiren soyut bir kavramdır aslında hiçbir şeyi bilmediğimi anlatmaya çalışırken nerden geldi bu kararlılık bu emin olma yoksa ben değimliyim bunları yazan kim o zaman sorusunu hanginize sorayım cevap bulur mu sorular Şehrin boşaldığı dakikalar vardır farkında olabilirseniz görecek çok şey vardır aslında gözlerinizdeki perdeyi kaldırmaktır marifet olan!!!

Yeniden Bakabilmek

Sil baştan mı? Yoksa kaldığın yerden devam mı? Bulmak gerekir mi bu soruların cevabını
Aramak bir ömür alır bazen kimi zamansa önündedir göremezsin umut etmeyi hayal kurmaya odaklanır perdelerini çekip göremezsin hayat kimine göre güzel gelse de bir anlık mıdır bilinmez insan dediğimiz farklı coğrafyalarda doğsa da ümitler aynı olur bazen bulursun özlemi giderir kısa bir zaman sonra sanki onu hiç hayal etmemiş gibi bir kenara atarsın yeni bir düş der düşler dergahının yolunu tutar bir adak adarsın bu hayat dediğimiz oyun kısır bir döngü gibi döner durur etrafında sorular insanın beynine kamçılanmış gibidir bir ses gelir kulağına sonra başka bir ses hepsi içimdeki sesler korosu bir anda başlar konuşmaya birini dinlemeye çalışsan öteki başlar bu sefer sen faka basmış bir şekilde öylece kala kalırsın bu sesler korosu sana can yoldaşı da olduğu olmuştur sevmek dediğimiz kavramı onlardan biri öğretti beklide aynı şekilde nefreti de hani ne onlarsız olur ne onlarla olur gibi ilerler zaman günün sonu gelir güneş çekilir ay doğar gökyüzüne anlık yaşamlarını göz önünde bir tiyatro yönetmeni gibi oynatırsın bu böyle olmaz hadi git buradan şöyle gel diye yeni kavramlar katarsın oyunun yönetmeni sensin diye bütün kuralları sen koyarsın ama bu şekil ne sil baştan nede kaldığın yerden devam edebilirsin…

Sesleniş

İsmini henüz tanımlayamadığım bir sevgi neresinden bakarsan sonu görünmeyecek bir serüven korkmuyorum artık kaybetmekten karşında duran adama bir bak neler göreceksin anlatabilir misin kim olduğu mu anlatabilir misin beni bana hadi durma başla...

Kuyulara vurmuş yakamoz tutabilir misin ellerine alıp getirebilir misin onu bana işte böyle senin varlığında varsın ama sana dokunamamak bu tür ürküten budur korkutan anla artık beni sevgili...

Damarlarım çatladı içime döktüm bütün kirlenmişlik adına ne varsa gönlüm soldu kuru bir yaprağın dalın koptuğu yeniden gelir mi bahar yeniden canlanır mı yeşerir mi bende solmuş ne varsa...

Rüzgarda savrulurdu bedenim bir kıyı aradım sana varacak seninle olacak koştum yıllarca yalın ayak karanlığa gömülmüş sokaklarda yok senden bir iz hiçbir diyarda yitiriyorum gençliğimi sevgili...