11 Mart 2011 Cuma

Uzanan Bunca Yolculuk Maceraları

Uzanan bunca yolculuk maceraları
Anmadan öte bir hali barındıran

Tek nefes denilmeye ne hacet
Ruh ki dört tarafı etle kapalı
Susamış bir kere aşkı mabuduna
Ehadının gölgesinde donuk bir varlık

Kitabı mukaddes de aramak seni
Yokluğunu düşünememenin sevinci
Her kuytu senin hayalinin cenneti
Geceler kovalarken uykuları
Tesbih tanelerinde ayrı bir zikir hali

Aramızda engel bir avuç toprak
Bizleri bekleyen senden merhamet
Sesimden düşen tek sözcük
"Affına muhtacım Rahmanım!"

1 Mart 2011 Salı

Sadece İki Kelime

Sadece iki kelime...

Düşünceler tek bir hayalin ardı sıra
Derme çatma bir serüven misali
Anlatılması sanki yasak kılınan

Yorgun bir beden gözleri yaşlı
"Ümmetim" derken ki sesleniş
Nasıl bir sevgi sorusu zihne takılan

Zaman ki azı çok geçiyor
Sen varsan kavuşmaya çok
Akla düşmedin mi bir su misali

Sadece iki kelime...




21 Ocak 2011 Cuma

FAHR-İ KAİNAT'A

Hamdü sena ile başlarken geceye

Zikirler sana bahşedilen ismin ile


Minberinden seslenişinin hayali

Uzak diyarlarda bir ezan vakti

Huzuruna ulaşmanın sabrını tadarken

Aldığım her nefeste biraz daha yaklaşabilmek

Matemini anarken gözlerde

Müjdelediğin günün habercisi

Emir buyurduğun gibi sevgili

Dünya denilen bu yer bizlere çorak


Sabaha mı yakın geceye mi?

Anarken seni hayalimdir bir ecel hali

Vakit o vakittir sevgiliye kavuşma hali

14 Ocak 2011 Cuma

Huzara Dönük Bir Bakış Andırması

Huzura dönük bir bakış andırması
Beni bedenden eden bir ruh arındırması
Her köşe başı sana dönük
Çıkmaz bir sokakta ellerim semaya dönük

Dökülen her cümle bir öğüt aslında
Okudukça değil sadece yaşadıkça
İsmi her anıldığında yüreğimde ayrı hüzün
Gözlerim kapalı ismin gözyaşlarım

Düşün ki bir avuş toprak aslında
Üstünde gezilen günah tohumları
Altında yatan soru yığınları
Kurtuluş ki tek bir kelimedir anantarı

Başlar ki vardımı toprağa
Arada kalan sadece yedi perde
Beden burda ruh sonsuz bir uyaşında
Unutma sur'a ya kalan bir kaç dakika





6 Ocak 2011 Perşembe

Gerçeğe Dair

Hayata yalanın bozukluğunu savururken yazı mı yoksa tura geleceğinin hesaplanamamazlığından ötürü duyduğum işkençe senfonisi ardı ardına kesilmeyen bir vicdan muharebesi yutkumduğum kelimelerden yaptığım gök yüzüne ulaşmaya çalışan sözcük öbekleri yukarısı mı ağaşıda aşağısı mı ikileminde oynarken aslında hiç yaşamamışcasına döktüğüm çocuk gözyaşlarım gelecekten bir haber olmanın bahçesinde oynarken aslında geçmişte hapsolmaya soyunmuş bir kere yüzüm gelin kurtarın demeye hangi yüzümü dönsem hangi ses tonu alır benden benim aslında hiç olmayanları neden ki zannedilen bu benlik kavramı kaç kişi yaşar aynı bedende kaç ruha bölünür tek umduğum düş yolculukları gülmenin lezzetine varmaya bir kaç adım kalmışken uyandırıldığın bir başka düş yolculuğu aslında gerçek olmayan ne varsa nedir beni gerçek kılan yalan dediğimiz bu kelimeyi biz mi uydurduk yoksa tepeleme sancılardan kucağımıza düşen pimi olmayan bombanın patlaması ardı ardı sıralanan sonrasında bir hesap bekleyen geçen ömür günü kurtarma geyikleri gerçekliğe yaklaşma aşkı yeniden tatabilme yok zannedileni tanıma yürümek sonu olmadığı zannedilen sonu mutululuk kapısı peki ya aşağısı mı yukarısı mı buna cevap araken sana sulan sonsuz bir hayat mücadelesi kabul edilebilemek edepten kaldırılamayan başlar bir saf ürkek bakışkar ki pişmanlığa dökülen korku andırması ne olacak sorusunu sorarken boynumda hissettiğim bir palanganın hapsini yaşarken bile anabilmek aslında tek var olanı

20 Aralık 2010 Pazartesi

Şaşkınlıktan Düşen Bir Ağrı Şaşaklarımda

Şaşkınlıktan düşen bir ağrı şaşaklarımda
Edepten yere düşen bakışlar
Nedeni bir ağrı şu acizliğe soyunan yüreğime
Gözlerim kapalı bir düşü kovalarken
Ümmete olan aşkı hatırlatması
Lahza da olsa içimde sevinç fırtınası


Bir gecenin diğerini takibi
Üzerime örtülen gecenin rengi
Şükrü sadaka ile geçerken
Renklerin birinden bir diğerine geçişi
Acizliğimin aynı beden de bir kez daha dirilişi

Bizden kalan sadece huzura sesleniş
Ağlamaktan bitaba yenik gözler
Yalvarmanın lezettine doyamazken
Eller sema da kalp uyanışta
Zamanda gelecek mizanı-ı terazi
İzleri ki asla silinmez arş-ı alada
Tabutta giderken yaklaşmak bir adım daha

16 Eylül 2010 Perşembe

Bir Kor Ki Tutuşturulan Ellerime

Bir kor ki tutuşturulan ellerime
Bölünmüşlüğe mesken matemi anımsatan

Bir eylül güneşi doğar gibi
Toplamaktan yorulmaya yüz tutmuş kesintisiz nefeslerim
Gelmeyeli çok mu oldu ne?
Durmaktan ötelenen zaman aslı nedir ki aslında ?

Dem vuruyorum gözü yaşlı bir müjdeye
Geçmişe şimdiye ve sonu olmayan bir geleceğe