20 Aralık 2010 Pazartesi

Şaşkınlıktan Düşen Bir Ağrı Şaşaklarımda

Şaşkınlıktan düşen bir ağrı şaşaklarımda
Edepten yere düşen bakışlar
Nedeni bir ağrı şu acizliğe soyunan yüreğime
Gözlerim kapalı bir düşü kovalarken
Ümmete olan aşkı hatırlatması
Lahza da olsa içimde sevinç fırtınası


Bir gecenin diğerini takibi
Üzerime örtülen gecenin rengi
Şükrü sadaka ile geçerken
Renklerin birinden bir diğerine geçişi
Acizliğimin aynı beden de bir kez daha dirilişi

Bizden kalan sadece huzura sesleniş
Ağlamaktan bitaba yenik gözler
Yalvarmanın lezettine doyamazken
Eller sema da kalp uyanışta
Zamanda gelecek mizanı-ı terazi
İzleri ki asla silinmez arş-ı alada
Tabutta giderken yaklaşmak bir adım daha

16 Eylül 2010 Perşembe

Bir Kor Ki Tutuşturulan Ellerime

Bir kor ki tutuşturulan ellerime
Bölünmüşlüğe mesken matemi anımsatan

Bir eylül güneşi doğar gibi
Toplamaktan yorulmaya yüz tutmuş kesintisiz nefeslerim
Gelmeyeli çok mu oldu ne?
Durmaktan ötelenen zaman aslı nedir ki aslında ?

Dem vuruyorum gözü yaşlı bir müjdeye
Geçmişe şimdiye ve sonu olmayan bir geleceğe






24 Ağustos 2010 Salı

Rüyalara Dönük Bir Masal Perisi

Rüyalara dönük bir masal perisi
Ne altması gerekliğine mahpus
Susmaya yeminli gözleri ufka bakar
Bir dert ki verem de öte bir hastalık başlar

Dönme dolap bu hayat denilen oyun
Bir yukardasın bir aşağıda
Düşünceler olmuş çoktan zerre mahkum
Bizden istenilen ise bir tutam zakkum

Arş-ı aladan düşen kimsesizlik uykuları
Bir sağa bir sola dönerken sevimsiz serzenişler
Uyku tutmaz bir merhamet eline benzemez
Rüyalar da görmek işte o zaman masal perisini

30 Temmuz 2010 Cuma

Biriktirdiğim İntaharlar Var Aslında

Biriktirdiğim intaharlar var aslında
Beni benden eden zamana inat
Yürüsem ufuk dediğiniz o çizgiye

Çıkmazlarda kalan benden bir parça
Akıp giden aklımdan düşüncelerim
Toplaması daha bir vurur yüreğime sansıcı

Kalan ki dönüşüm vartan yokluğa
Sonu bir ezan bir parça toprak
Yeniden doğuş ki edepten ebediyette

Unutulmuşluğa Yazmak

Unutulmuşluğa yazmak istediğinim bir hikayenin ortasında kalışmışlık varken vicdana
serpilen nöbetsiz uykular rahat bıraksa gezsem gökyüsüzü seyrebedilsem aşrı alemden bu yeryüzü denilen karmaşık coğrafyayı bir düş ise eğer istediklerim kimim ki zaten bu kişilik bulmacası yorgunluk bitkinliğin aslında ta kendisi mektuplar biriktirdim kendiliğinden yazılan anlamsız kuralan cümlelerden çıkardığım anlam oyunları bitiverse artık yeşersen yeniden bu denli hürken nedir beni daraltan çıkmak gerekilen merdivenler bu uğultu bu ses kümesi beni sizden edenlere sorulan hesap kime ki çıkmak zorunluluğu varken beni öteleyen kimlikler nerede şimdi yalnız kalmak yalan olan gerçekliğe vurulan lekeler kirlenmişliğimde gizli iken iyi ki doğdun diyebilmeyim aslında bu savaş neden ki erene varmak istasyonlar çağrıştırken gidene güle güle demek zorunluluğunu kılan gelen ki nerdedir kimbilir şimdi ya da sonrası sormak istemliğimden çıkıp zorunluluk bırak artık beni hür kalayım göç edenlere selam götürmek gerek bu diyardan dönüşsüz yolculuklara...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Vakitler Geçen Bir Ömrün Bedelleri

Vakitler geçen bir ömrün bedelleri
Niyetler heybesinden düşen umut yolcuğu
Korkmuş yüreğimde unutulmuş bir serüven yolcuğu

Kimi kimsesiz aramaktan dirilmişliğime
Son ile başlangıçın aslında aynı olduğu
Bunu düşünmek ki zulme niyettir bana

Daha kaç gece sahaba varmalıyım
Yoksa bu tutarsız kimliği oluşturmak ki
Satır aralarında anlamız bir uyumsuzluk kol gezerken
Bize düşen edebi bir yolcukta susmak olsa gerek

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Tepeleme Düşme Seslerin Ardından Dogma Bir sancı Andırması

Tepeleme düşme seslerinin ardından dogma bir sancı andırması
Sürekli taşımak oradan buraya
Buradan tekrar tekrar aynı topraklarda filizlenmesi
Biten ya da gidene inat unutulmuş bir ses barındırması
Yine aynı yer denilen 304 numaralı odadan bozma ana rahmini andırırması
Sıkışmışlık sıkılmışlık ruh bedene yaklaştıkça kaçmak uzaklaşmak
Yeniden aynı olamamak kimden sanki derlermesi
Uyarlanan boğuk bir ses barınağı kulaktan kulakğa söylenen anlamsız günümüz oyunları aynalarda aynı kırışıklığım saçımda aklar yokkan nedir bu aslında kime ait söylemlerim
Bir kaç dakikalık sokakalardan geçerken saatlere vurması sensizliği
Aya dönüp unutulmuş bir seneryoyu yaşarken
Farkında olmadan teklemek alaycı bakışlara andıran
Kaçmak sonsuzluğa niyetlenip biletçinin uyarması
Derlenmişliğin zannederken dağılması aslında bedenimin
Kurtulmuşluğa kaçarken farkında olmadan dönülen yine ana rahmi ne olsa

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Vurulmuşuktan Öte Bir Hal

Vurulmuşluktan öte bir hal
Anlatması daha bir zor aslında
Nereden başlamaya çalışsam da
Neden içimde bir pişmanlık başlar

Eski yeni bir renk karışımı
Beyaz dan siyaha mı yakın ne
Fark etmek önemli mi aslında
Ne de olsa ben yine sen

Bir gemi ki umutu kaptan
Tayfasını ne sor ne bileyim
Kara denilen düş görünsede
Alabora ya bir kaç dakika kala

Mezar ki artık sonsuzluktur bize
Ne gelen olur ne de giden
Biz bir başımıza bundan ziyade
Elveda demeden artık herkese güle güle

14 Mayıs 2010 Cuma

Karanlıktan Doğma Anılarım

Karanlıktan doğma anılarım
Sualsiz artık kuruğum sorular
Bensiz ile insalar arasında dolaşmak
Vurmak aslında yüreğime pişmanlığı

Anı beklemeden yaşamak
Huzursuzluğun oyunlarında karçarken
Bir başka tuzakta yeniden dirilmek
Sessizliğim mi fazlalaştıran nedir aslında

Dinlemeyin artık seslerimi
Bu ben değilsem kimdir aslında
Aynı bendende binlerce ruh
Bir son verin artık bizden bazılarına

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Anlamadan

Olmak istediklerim dışında mı içinde mi gerçekçeleri öteleyen yanına yaklaşamadan biten fırsarlardan neden ki aslında fikri maruzdan öte bir kelimenin anlamını başka anlamlarda ararmaktan ötesinde doymuşluğun verdiği hazzın hüznü ile yaşarken dökülen bunca göz yaşı nedendir aslında uzun uzun anlamak ile başlanan sonrasını kısa anlatmaların olduğu gizli kapaklı sokaklarda söyleyişinin verdiği hazıra konma fırsatları tükendi aslında çoktan başa sarması bunda sonra ne varsa yeniliğin zannedilği aslında yedirilen gerçek olan hiç bir demek ile başlanan sonra hiçliğe soyunan insancıklar artık yok neden farkındalığın olmadığına bu inat yeşermek yoktur aslında sararmışlığın kendisi iken bırakın artık yalan dolanları getirmez bize fırsat denilen kelimeler bizim sözlüklerimiz farklı aslında kelimelerin bakmasında anlam yok aslında size ya da onlara uyaçakmış gibi bundandır aslında yanlış anlamışmalar lehçemize bir başka diyarın içinde mi dışında mı devam unutmak istesende hatırlatır kimi zaman ummadığın bir yüz belki de yaşanmışlık ile yaşayamazlığın arasında kalan bir an toplamak ise neden nedir aslında çıkartılan biz değilsek kim o zaman...

29 Nisan 2010 Perşembe

Karmaşıklığın Aydınlığı

Şimdileri sayarken takılmanın verdiği huzurdan bozma anılarımı hayal ile karışık düzensizliğin amaçlarına yönelirken bir yanımın hep boş kalması aslında çekilen bunca acı bunca verilen niyetlerin kurbanıyım artık bedenlerden ayrılmanın hangisinde olduğunu bilmenden yalın ayak doşalılan çöller diyarından susuzluğun verdiği güneşin ellerini çektiği uzanmışlığın gölgesinde beklerken ani dönülen yolda bir pencere ki bana kapalı herkese neden açık sorusunu dahi aklıma getirmeden ani ya da değil artık bilemediğim ya da bilmek istediğim et torbalarını seyretmek isterdim çok uzaklardan seslenmek kimselerin duymadan çektiğim vicdansız azaptan kurtulmak belkide oynanan bu son oyun bitti artık deseler bile kiminin balşadığı kiminin konudan dahi haberi yoktur aslında bir düş ki bu sonu yok aslında aynı perdede döner durur bu oyunlar ben seyrederken alemi bir yoktan var oluşa gidenlerin takip edemem artık bitmesin daha devam hadi sonsuzluğa bir son uyduralım anlayacak yok ne de olsa...

20 Ocak 2010 Çarşamba

Karanlıktan Arta Kalanlarla

Karalıktan arta kalanlarla
Yeniden kurabilmek çocukluğumu
Ümitsizlik dikilsede baş ucumda
Yaslanmak isterdim amasız ne varsa

Duyabilmek yok artık ne de olsa
Konuşun karışsın sesler birbirine
Doğsun güneşe inat karanlıklar
Artık yokum bu zindan gecelerde

19 Ocak 2010 Salı

Nedensiz

Nedensiz başlanan yaşam saymaçlarından arta kalanların yığınlarını toplamak artık zorluğuna soyunan sınav niteliğinde ki bu çıkmaz problemler yığını yoruyor artık uslanmaz düşünceleri neresinden baksanda yansımasına soyunmuş bir diğeri bitse durmadan yetişebilemek zorluğunu kılan derisi soyulmuş insan yığınları arasında aramak cesetlerle dolu bu kalabalıksız yığında nefes dahi alacamayacak boşlukta zor denilen ne varsa üstlenebilmek korkmak seslensede duyabilmek çığlıkları bu ruhsuz alemde yeniden onarmak faslı bitti artık dönmeden ileriye adımların nereye gittiğini bilmeden tutunmak koca bir ağacacın gövdesine sana uzatılan cevaplardan yeni bir soru yığını yüklemen sırtına açık olsa dahi kapalı zannedilen kapılar ardında neyin beklediğini bilmeden beklemek uzunca yıllarda sen yok olmaya soyunmuşken kim der hadi "gel" diye görünmezliğin verdiği mutluluktan hüzünlere alığın bu amanısız yolculukta son bulsa duaları caba vermez artık yoktur yanı başında kimseler neden seçtim öle ise yok kaçmak hadi daha fazla delicesine yuttum sözcüklerimi çıldırmışlığa sarmalasan düşsüzlükten kalmaları bitti neden olmasan olamasamda benlik kavramı yitirilen onda onca uzak kalmalar nağmesiz türküler eşliğinde gömlünen uyuz bir hayvan misali yönlendirmek bir benzetme kurduğunu sandan da bilmeden bilecek kimse de yok artık ne de olsanda...

4 Ocak 2010 Pazartesi

Kaybetmek Daha Fazlasını

Kaybetmek daha fazlasını
Niyetsiz başlanan cevaplarda
Akıl almaz soru yığınları
Bir diğerini tekikler akılı sıra

Kalmak; çalmanın heyacanı
Karşında basma kalıp bir canlı
Ne söylesen duyamaz artık
Doğmaya yakın bir güneşe dön artık